ATATÜRK'ü Okuyan ve Anlamaya Çalışan Sevgili Babam İçin

40 yaşındayım.
Sanırım babamı anlamaya başladım.
Onca yıl ona büyük bir öfke duymuştum.
"Her şeye karşı" (protest diyebilirim sanırım) olan tavrından ve tutumundan bıkmıştım.
Bunu her ortamda ortaya koymasından ve anlamayanlar için üstüne basa basa dile getirmesinden usanmıştım.
İtiraf etmeliyim, onun bu duruşundan dolayı ondan utanmaya başlamıştım.
Neden benim de "sıradan/ düz bir babam olamıyor sanki" diye düşünüyordum.

O hep "ben düzene karşıyım, kimsenin uşağı olmadım, olmam; üç kuruşa tamah etmem" der dururdu. Hala da söyler.
Ben onu tanıdım tanıyalı böyle, hiç değişmedi. 

İsmimden nefret ettiğim zamanlar oldu.
EYLEM.
Bir çok kez sorulara maruz kaldım:
"baban 68 kuşağından mı?"
"eski tüfeklerden mi?"
"döndü mü o da şimdilerde?" (küçükken nereye dönmekten bahsettiklerini bilemediğimden gülümsüyordum sadece soru işaretiyle bakan gözlerimle)

bu sorulardan bezdiğim zamanlar oldu.

Dönme meselesinin varlıklı olmakla bağlantısını çözdükten sonra, "Evet döndü, hem de şahane döndü; artık bir sürü evimiz, arabamız, yatımız, katımız, bankada bir dolu paramız var" diyebilmek istedim.

Okuldan gönderdikleri forma, "Babanızın mesleği" kısmına neden "İŞÇİ" yazdığını bir türlü anlayamadım,
"o makine mühendisi aslında" diye açıklamak zorunda hissettim hep...

Sanki acizdik
ve 
babam aciz olduğumuzu haykırmak istiyordu :)
Çocukça belki ama böyle düşünüyordum...

Babamın neden hayali ihracat yapmadığına, neden hırsızlık yapmadığına, neden patronlarının yalakası, uşağı olmadığına, bağladığı işlerden neden kendine düşen payı almadığına bir türlü anlam veremiyordum. Etrafımda bunları yaparak yaşayan aileler güller gibi geçinip giderken biz hep geçim derdiyle mücadele ediyorduk.
Benim özel okulda okuyabilmem için, burs almam gerekmişti. Burs almak için de çok çalışmam... Canım çıktı çalışmaktan, alnımın teriyle aldım burslarımı; üniversitede okurken başladım bir yandan harçlığımı kazanmaya. Ama hep mücadele, hep mücadele... Neden diye sorup durdum kendime sürekli.

Babamsa hep "Atatürk'ten, Marks'tan, Nietzche'den, Seneca'dan..." bahsetti. Boy boy kitaplarını koydu önüme.

"Emek, hak, eşitlik..." dedi.

"İlhan Selçuk, Atilla İlhan, Server Tanilli, Uğur Mumcu; Deniz Gezmiş, Che Guevera, Castro..." dedi.

Bir dolu hikayeler anlattı, çoğunda gözleri dolarak. Çoğunda ağlayarak.

Ben onu anlayamadım. Anlamayı reddettim.

Hayat akıp geçiyor.
Geçen zaman içerisinde ben babam gibi birini görmedim. 
Sözünü dolandırmayan,
Kimseye hoş görünmeye çalışmayan,
Ne ise o olan,
Dürüst,
Samimi, 
Hakikati savunan,
Hiç bir şeyden korkusu olmayan,
Aç kalma pahasına ideallerinden vazgeçmeyen,
Doğru bildiğini sonuna kadar savunan,
Taraf olan,
ve hangi tarafta olduğunu HAYKIRAN!
Ben babam gibi birini görmedim.

...

ve bugün 40 yaşında, 
Geldiğim noktada,
Yaşadıklarım ve gördüklerim,
Babamdan her zaman duyduğum ve duymaya devam ettiğim kavramlar
Artık bir şeyler ifade ediyor.

Ne demek istediğini anlıyorum babacığım.
Seninle gurur duyuyorum.
Babam olduğun için çok mutluyum.

Ve biliyorum ki,,
Senin gibileri var olduğu müddetçe
Başka bir Türkiye mümkün!
Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti,
Atatürk'ün çizdiği yolda ilerlemeye devam edecek.

Seni seviyorum babacığım.

Ben EYLEM YALIN.
Akif YALIN'ın kızı olmaktan gurur duyuyorum.

Yazım, değerli Işıl Özgentürk kanalı ile 28 Eylül 2014 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde, Işıl Hanım'ın köşesinde yayınlandı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder